Seyir Defteri

Beka Mücadelesinde İstihbarat

10-03-2019

        İstihbarat, bir sorun karşısında talep edilen bilgilerin, bilimsel ve sistematik olarak toplanması, değerlendirilmesi ve kıymetlendirilmesi neticesinde, meselenin gerçeğe yakın iz düşümlerini ya da gerçek resmini anlamamıza yardımcı olacak bir bilgi üretim disiplinidir. Bu tanım, bu konudaki kendi kişisel görüşümün bir ifadesidir. Her seviyedeki bilgi üretiminde, kesin sonuca ulaşmak genellikle zordur. Birçok disiplini bir araya getirmek zorundasınızdır. Her şeyden önce plansız ve programsız bir istihbaratın olamayacağını da hatırlatmam gerekir. Sisteminiz ne kadar güçlü olursa olsun; ortaya konulacak sonucun, yani istihbaratın, kalitesi en başta sorulan soruların, taleplerin ve kriterlerin doğruluğuyla orantılıdır. Mümkün olduğu kadar ‘‘…gidin bakın ne oluyor ?..’’ gibilerinden bir talep olmamalıdır. Bu iş bilimsel ve entelektüel bir disiplindir. Sonuç, yeni soruların oluşmasına da neden olabilir. Talepler, resmi bir planın istenen sonuca ulaşmasını sağlamaya yardımcı olacak nitelikte olmalıdır. Aksi takdirde boşa zaman ve gayret sarfiyatıyla karşılaşılır.

        Bu bir kısım usullere rağmen askeri istihbarat teşkilinin, TSK’daki FETÖ üyelerini 15 Temmuz 2016 tarihli kalkışma öncesinde neden tam olarak tespit edemediği çok tartışıldı. Fonksiyonel olarak sinyal, muhabere, elektronik ve harekat istihbaratı gibi, TSK’nın vazifesi dahilinde uğraştığı terör ve dış tehdit unsurlarına yönelik planları ya da cari durumu destekleyen bir çok konuda başarılı neticelerin alındığı bilinmektedir. Ancak bahse konu gizli yapının ve mensuplarının 15 Temmuz öncesi tespiti ise çok farklı bir konudur. Üstelik bir yönüyle de kriminal bir hususiyet taşır. Karşı istihbarat konusu olan ve yıkıcı faaliyetler kapsamında değerlendirilmesi gereken bu konu, mevcut yasalar gereği sadece TSK’nın sorumluluğunda olan bir iş değildi. Birlik sınırları içinde ilk derece amirlerin sorumluluğu olsa da, şüphe edilen bir kısım personelin birlik dışında izlenmesi sorumluluğu, o zamanki ismiyle, MİT Müsteşarlığına aitti. 15 Temmuz sonrası ise ihtiyaca binaen, TSK’da da bu konuyla ilgili yeni bir kadro-teşkilat planlaması üzerinde çalışıldığı basına yansımıştır. İstihbarat servislerinin kontrolündeki bu yıkıcı unsurla iltisaklı olduğu tespit edilip, 2016’dan günümüze TSK’dan ihraç edilen kişilerin sayısı ve bir kısmının yaşları dikkate alındığında; farkındalık ve önlemler açısından uzun yıllar durağan ya da izlemede yetersiz kalındığı söylenebilir. 1970’li yıllardan bu yana, bir kısım siyasi mülahazalar nedeniyle, yıkıcı faaliyetler açısından bu örgütün sorun olduğunun kabul edilmesinde dahi zaman zaman sıkıntılar yaşandığı da bilinmektedir.

        Diğer yandan, kalkışma sonrası ilk olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından oluşturulan bir kısım yeni kriterler kapsamında; örgüt mensubu birçok kripto personelin tespitinin yapılmaya başlandığı haberleri medyada yer almıştır. Bilimsel bir yaklaşımla oluşturulduğu ifade edilen söz konusu kriterlerin; ağırlıklı olarak çok sayıda doküman incelemesine dayalı ve kurumlarla koordineli olarak sistemli bir değerlendirme ve kıymetlendirmeye tabi tutulduğu belirtilmektedir. Kaliteli istihbarat, hukuksal süreçlere katkı sağlayacağı gibi, kripto personel tespitinin yanı sıra masumların da korunmasına yardımcı olacaktır. Bu mücadelenin, sadece klasik İKK (İstihbarata Karşı Koyma) tedbirleriyle yürütülemeyeceği görülmüştür. Diğer yandan, karşımızdaki tehlikenin statik kalmaması, dış desteği ve mali imkanları dikkate alındığında; kurumlar tarafından belirlenen kriterlerin de bir devamlılık içermesi ve gerektiğinde yenilenmesi de önem arz etmektedir. Çünkü bu yıkıcı organizma, yeni taktiklerle sürekli canlı tutulmaya çalışılmaktadır.  

        Bununla birlikte, yeni ve farklı tipteki kanserli hücrelerin oluşumu da engellenmelidir. Bu kapsamda, önümüzdeki dönemde stratejik, operatif ve taktik istihbarat seviyelerindeki hedefleri gözeten, planlı ve modern yöntemlere dayalı bilgi üretimi ile tempo ve koordinasyon önem taşıyacaktır. Karşı istihbari mukabeleyi sağlayacak aktif bir tavır alınması gerekmektedir. TSK’ya yönelik bu yıkıcı unsurun kriminal oyunlarına karşı, kurumlar arası ciddi ve kapsamlı bir koordine gerektiren önleyici karşı tedbirlerin belirlenmesi amacıyla; tüm samimi çabalarla birlikte, bu yapının organize ettiği kumpas davalarının ayrıntılarına bakmak da yararlı olacaktır. Özellikle, Balyoz davasında hukuken masumiyetleri ispatlanmış TSK personeline yapılan entrikanın, bütün veçheleriyle ortaya çıkarılması gerekmektedir. Çünkü bu kumpas, kabul edelim ki, sonuçları itibarıyla; karşı tarafın şekillendirme gayreti, istihbarat ve bilgi harekatı gibi kavramlar açısından bir ders niteliği taşımaktadır. Bu kumpasın yıkıcı sonuçlarına neden olanlarla ilgili başlatılmaya çalışılan hukuki süreç tamamlanmadığı takdirde, alınması düşünülen her tedbir eksik kalabilecektir. Netice itibarıyla alınacak dersler; TSK’nın denetime açık, kurumlarla koordineli ve yasal sınırlar içinde alacağı aktif ve pasif istihbarat tedbirlerinin neler olması gerektiği konusunda önemli bir rehber olacaktır. Bu rehber, bizleri yeni isabetli sorularla kaliteli istihbarat üretimine taşırken, ısrarla oynanmaya çalışılan bu oyunun tamamen bozulmasına da yardımcı olacaktır.  


Bu makale http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/dusunenlerin-dusuncesi/beka-mucadelesinde-istihbarat-2839973/ adresinde yayınlanmıştır.