Seyir Defteri

Barış Pınarındaki Ara

19-10-2019

       09 Ekim’de Fırat nehrinin doğusunda başlayan Barış Pınarı Harekâtına, 17 Ekim’de ABD’yle yapılan mutabakat neticesinde, YPG/PKK terörist unsurlarının 32 km derinliğindeki güvenli bölgenin dışına çıkartılması şartıyla, ara verilmiştir. Terörist unsurların çekilmesinin tamamlanmasını müteakip, harekatın durdurulacağı ifade edilmektedir. Bu çekilmenin 120 saat, yani toplam 5 gün içerisinde sağlanması ön görülmektedir. Sürenin bittiği tarih olan 22 Ekim gününde ise Türkiye ile Rusya arasında bölgedeki gelişmelerin ele alınacağı önemli bir toplantı yapılacaktır. Diğer yandan Suriye, bu olan biten karşısında Türkiye ve ABD arasındaki bu mutabakatın muğlak olduğunu iddia ederken, Suriye’de Irak Kürdistanı gibi bir yapıya da müsaade etmeyeceğini belirtmiştir. Rusya ise Suriye'nin egemenliğini ve Türkiye'nin güvenliğini garanti edecek şartların oluşturulması gerektiğini ifade etmektedir. Bununla birlikte hem Türk hem de ABD kamuoyunda, gelinen son durumu; neticeleri itibarıyla, olumlu bulanlar olduğu gibi olumsuz bulanlar da mevcuttur.

       Tabi, NATO üyesi bir ülkenin bir diğer üye ülkenin sınırının hemen yanı başındaki bir bölgede onun aleyhine silahlı bir terör örgütünü desteklemesi ve silahlandırması kabul edilecek bir durum değildir. Üstelik alınması gereken tedbirleri geciktirecek şekilde oyalamak ve yakışık almayan diplomasi dışı söylem ve yaptırımlarla tehdit etmek müttefiklik ruhuna hiç uymamaktadır. Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğümüz harekatın, şimdilik belirli şartlar altında ara verilmesini sağlayan iki ülke arasındaki bu mutabakat nasıl okunabilir ve sonrasında neler beklenebilir?

       Öncelikle iç siyasete yönelik her türlü politik yaklaşım ve mülahazaları bir kenarda saklı tutarak; bu son durumu, soğuk kanlılıkla tahlil etmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Her şeyden önce elimizde harekatın son durumunu gösteren gerçek bir harita ve/veya resmi bilgiler yok. Açık kaynaklara dayalı olgulardan hareket etmek zorundayız. Bu işi daha da zorlaştırıyor. Çünkü, her dakika yeni bir durum, yeni bir tweet ya da yeni bir siyasi birliktelik sürekli karşımıza çıkıyor ve kamuoyunun kafasının karışmasına neden oluyor. Bu da bize, bulunduğumuz harekât alanının çok oynak ve parametrelerinin mütemadiyen değişkenlik içinde olduğunu gösteriyor. Bu özellikle de yapılıyor olabilir. Netice itibarıyla, konuyla ilgili olarak ‘‘mutlak doğru şudur’’ demenin, şimdilik, bizi yanlış sonuçlara doğru götürebileceğini düşünüyorum.

       Harekatın başında ortaya koyduğumuz siyasi hedeflerle, ABD ile yapılan görüşme neticesinde gelinen noktada elde edilmiş gözüken fayda ve kazançların neler olduğu ya da olmadığı konularının, kamuoyundaki bakış açılarına göre de farklılıklar arz ettiği görülmektedir.  

      Yalın olarak bakıldığında, güvenli bölge olarak düşündüğümüz bir alanın önemli bir kısmını askeri bir harekatla tutarak, terörist unsurların bu bölgeden çekilmesine yönelik bir mutabakatın, ABD’ye kabul ettirilmesinin bir başarı olduğu söylenebilir. Mutabakat metninde, güvenli bölgenin evvelemirde, yani öncelikle, TSK’nın kontrolünde olacağı belirtilmektedir. Harekât öncesinde ABD tehditlerini ve oyalamalarını düşünürsek, bu anlamıyla gelinen noktanın olumlu olduğunu söyleyebiliriz.

       Ancak yine de bir kısım endişelerimizin ve sorularımızın devam etmesine neden olan hususların da dikkate alınmasının faydalı olacağını değerlendiriyorum. Gelin şimdi, bu hususların bir kısmını birlikte değerlendirelim.

       Örneğin, ABD ile yaptığımız mutabakatta güvenli bölgenin TSK’nın kontrolünde olacağı ifade edilse de harekât alanında bulunan Menbiç ve Kobani gibi önemli yerlerin Suriye rejim güçlerinin eline geçmesi, askeri hedeflerimizin bütünü açısından ne anlama gelmektedir? Bu nedenle, ABD’yle yapılan bu mutabakatın, tek başına güvenli bölgeyi tesis etme yönünde yeterli olamayabileceği ihtimalini de düşünmek zorundayız. Bundan dolayıdır ki Rusya ile yapılacak görüşme oldukça önemli bir hale gelmiştir. Çünkü bu konu, Rusya destekli bu rejim güçlerinin, birliklerimizin emniyetine ne derece bir engel teşkil edip etmediğini ve rejimin terör unsurlarıyla olan ilişkisinin ne ölçüde gerçek olup olmadığını akıllara getirmektedir. Şu an için bir  değerlendirmenin henüz erken olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan mutabakat metninde, Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü bir kere daha vurgulanmıştır.

       Daha önce açık kaynaklarda sayılarının 60 bin civarında olduğu belirtilen teröristlerin, 17 Ekim itibarıyla yapılan resmî açıklamalardan hareketle, 702’sinin etkisiz hale getirildiği öğrenilmiştir. Meseleye böyle bakıldığında, ABD’nin bu teröristlere yaptığı yatırımı korumak ve bu teröristlere bir zarar gelmemesini sağlamak maksadıyla şimdilik çekilmeyi öngördüğü ve sonrasında geride kalanların aleyhimizde sonuçlar yaratabileceği düşünülebilir. Ancak, 60 bin rakamı gerçek olabilir mi? Bu rakam gerçek olsaydı karşımızda çok daha farklı ve ciddi bir direnç bulabilirdik diye öngörülebilir. Tabi buna karşılık, bunların ne kadarının nerelerde olduğuna yönelik gerçek resmi bilmeden bu tahmini ileri sürmek de gerçekçi olmayabilir. Örneğin iddia edilen 60 binin harekât alanındaki hazır mevcudu daha az ise, deklare edilen etkisiz hale getirilmiş terörist sayısı, daha farklı bir anlam ifade edebilir. Bunları bilmiyoruz.

       Mutabakatta, bu teröristlere sağlanan binlerce tırla taşınmış ağır silahların toplanması ön görülüyor. Bu faaliyetin 120 saat içerisinde ne kadarı gerçekleşir bilinmez ama çok iyi bir izlemenin yapılması gerekmektedir. Çünkü bundan önceki örneklerde, verilen hiçbir sözün tutulmadığı bilinmektedir. Bununla birlikte, YPG tahkimatları ile tüm mevzilerinin kullanılmaz hale getirilmesi dahil, milli güvenlik kaygılarının giderilmesi kapsamında bir güvenli bölge kurulmasının devam eden önemi ve işlevselliğinde mutabık kalındığı ifade ediliyor. O takdirde, örneğin, ağır silahlarla birlikte, şehirlerde ve kırsalda yer altında inşa edilmiş tünellerin ve mühimmat depolarının her türlü bilgisi tarafımıza verilecek diye ümit ediyorum. Bakalım, göreceğiz.

       Bir diğer konu da DAEŞ’li teröristler. Mutabakatta bu terör örgütüyle mücadelede devam kararlılığı vurgulanmaktadır. Oysa daha önceki Amerikan açıklamalarına göre bu terör örgütüne çok ağır bitirici darbeler vurulduğu ifade ediliyordu. Batı ülkelerinde yaşanabilecek olası bir terör hareketi, DAEŞ üzerinden ülkemize yönelik olumsuz bir algı ve alanda aleyhimize sonuçlanabilecek yeni bir girişime neden olabilir. Konunun belki dışında olacak ama yine de söylemeden geçmek istemiyorum. Bu DAEŞ, her ne hikmetse ve nedendir bilinmez; İsrail’e hiç saldırmıyor. Hatta, geçtiğimiz dönemde Suriye’nin İsrail sınırında DAEŞ tarafından yapılan bir saldırı sonrasında, terör örgütünün İsrail’den yapılan yanlışlık (!) nedeniyle özür bile dilediği iddia edilmişti. Bu da çok ilginç. Neden acaba?         

       Başka bir önemli konu ise ABD yaptırımları. İstenilen şartlar gerçekleşip, Barış Pınarı Harekâtı durdurulduğunda; ABD Başkanlık Kararnamesi uyarınca hayata geçirilen mevcut yaptırımların ortadan kaldırılacağı belirtilmektedir. Peki, çekilme tam olarak gerçekleşmezse ya da sonrasında güvenli bölge içinde büyük çapta bir terörist saldırı olursa ne olacaktır? O takdirde, tarafımızdan gereğinin yapılacağını temenni ediyorum. O zaman, mevcut ve olası ilave yaptırımlar ne şekil alacaktır? Yaptırım şartının elde koz olarak tutulmaya çalışılması, karşı tarafın niyeti hakkında da şüphelerin oluşmasına neden olmaktadır.

       Bununla birlikte ABD kamuoyu, bu mutabakattan hiç tatmin olmamış gözükmekte ve yaptırımların daha da ağırlaştırılmasını beklemektedir. Başkan Trump’a yönelik baskılar daha da artmıştır. Bu konunun, kendi iç siyasi kavgaları çerçevesinde, daha uzun süre gündemde tutulacağı anlaşılmaktadır. Bu da bölgedeki belirsizliği artıran başka bir unsur olacaktır. Ancak, ABD’nin küresel ve bölgesel bazda birçok ağır sorunla karşılaşması ve Rusya’nın bazı kritik bölgelerde etkisinin artması nedeniyle; Türkiye’ye karşı düşündüğü yaptırımların, yönetim seviyesinde kontrol altında tutulmasına neden olmaktadır. Bu nedenle olsa gerek; Ege ve Doğu Akdeniz’de ülkemize yönelik tepkilerini bile, Yunanistan’ın her türlü kışkırtmalarına rağmen, diplomatik seviyede ve bir denge içinde yürütmeye özen göstermektedir. Bu kapsamdaki ABD tehditlerini, uygulama ihtimali olmasının yanı sıra, hep şüpheyle karşıladım ve bu konuya ait ayrıntılı bir makaleyi de Nisan ayında kendi sitemde yayımlamıştım (*).

       Netice itibarıyla, 22 Ekim’de harekât alanının son durumu ve Türkiye ile Rusya arasında yapılacak toplantının neticeleri, bölgede bundan sonra neler olabileceğinin bir miktar daha netleşmesine sebep olacaktır. Barış Pınarı Harekâtı, 09 Ekim öncesi duruma göre bizi avantajlı bir konuma getirmiş gibi gözükse de bundan sonrası için, kendi limitlerimizi de dikkate alarak, uygun bir tempo ve bir denge içinde hareket etmeliyiz diye düşünüyorum. Her dakika sürprize açık böyle bir alanda, bu mutabakat maddelerinin geçerliliği ve uygulanış biçimi konusunda ABD’nin ne gibi olası beklenmedik tavırlar alacağı konusu hesap edilmeli ve dikkatle izlenmelidir. Bölgedeki tüm aktörlerle sürekli temas halinde olmak ve bölge dışı diğer ülkelerin bilgilendirilmesine yönelik enformasyon faaliyetlerini de profesyonelce yürütmek zorundayız. ABD’nin özellikle İran’a karşı Basra Körfezi’ndeki kararsızlığı ve sıkışması ile Rusya’nın Orta Doğu’daki pozisyonu dikkate alındığında; bu bölgede bize karşı elinin çok da güçlü olmayabileceğini düşündürtmektedir. Harekatın önünü beklenmedik şekilde açmasını ve bir an önce durdurulması yönündeki çabalarını bu anlamda değerlendirebiliriz. Yakışıksız ve tehditkâr sosyal medya mesajları, malum mektup ile harekatın ve mutabakatın sonrasında ABD içindeki birbirleri arasındaki sert tartışmalar ve halen devam eden kafa karıştırıcı mesajlar; ABD tarafının sinirlerinin iyiden iyiye bozulmuş olabileceği ihtimalini de ortaya koymaktadır. Ancak, belirleyeceğimiz politikalarda dikkatli olmak ve ABD ile Rusya arasında sıkışacak bir pozisyondan da uzak durmak gerekmektedir.

(*) http://www.alpkirikkanat.com/makale-detay/34/abd-tehditleri-ve-gercekligi

Kaynaklar:

https://odatv.com/ve-esad-konustu-17101944.html (18 Ekim 2019)

https://www.internethaber.com/dun-aksam-abd-ile-varilan-anlasmaya-rusyadan-ilk-tepki-2057550h.htm (18 Ekim 2019)

http://www.milliyet.com.tr/gundem/son-dakika-iste-13-maddelik-o-anlasma-turkiye-ile-abdden-ortak-aciklama-6059640 (18 Ekim 2019)

http://www.milliyet.com.tr/gundem/msb-etkisiz-hale-getirilen-terorist-sayisini-acikladi-6059617

(18 Ekim 2019)

https://www.cnnturk.com/dunya/daes-israilden-ozur-diledi  (18 Ekim 2019)

https://www.washingtonpost.com/powerpost/republicans-block-senate-vote-on-resolution-condemning-trumps-decision-on-syria/2019/10/17/5ad3f9ca-f103-11e9-8693-f487e46784aa_story.html

(18 Ekim 2019)

https://www.washingtonpost.com/opinions/2019/10/17/trump-has-lost-syria-his-mind/ (18 Ekim 2019)

https://www.washingtonpost.com/outlook/2019/10/17/trumps-first-mistake-syria-was-ever-trusting-erdogan-all/  (18 Ekim 2019)


Bu makale http://www.ngazete.com/baris-pinarindaki-ara-1019yy.htm adresinde yayınlanmıştır.