Seyir Defteri

Sakin Olmaya İhtiyacımız Var

07-02-2020

       Öyle bir hafta yaşadık ki Elâzığ ve Malatya depremlerinin yaralarını sararken; Çin’den dünyaya yayılma istidadı gösteren korona virüsü tehdidi, İdlib’den gelen şehit haberleri, Van’daki çığ faciası ve hemen akabinde İstanbul’daki uçak kazası hepimizi derinden etkiledi. Soğuk kanlı olmak durumundayız desek bile bunu sağlamak her zaman mümkün olmuyor. Böyle durumlarda bizler; vatandaşlar olarak, yardım kampanyalarına katılmanın ötesinde, maalesef, elimizden fazla bir şey gelmiyor. Bu kısa süre içerisinde kimyamızı bozabilecek olaylarla karşı karşıya kaldık. Önceden tahmin edilmesi zor olan; deprem, çığ ve uçak kazası yurt içinde olan olaylardı. Suriye’nin İdlib bölgesindeki hadise ise yurt dışında olan ancak tahmin edilebilir bir nitelik taşımaktaydı.

       İdlib bölgesindeki 7 askerimizin ve 1 sivil vatandaşımızın Suriye rejim güçlerinin saldırısıyla şehit edilmesinin sonrasında, Suriye politikamız ve oradaki askeri konuşlanmamız kamuoyunda daha açık sorgulanır hale gelmeye başladı. Sınırımızdan uzakta ve dağınık halde bulunan bir kısım gözlem noktalarının son dönemde taciz altında olduğu biliniyordu. Konuyla ilgili olarak, açık kaynaklarda yer alan kirli bilgileri ayıklamak da oldukça zor gözüküyor. Oturduğunuz yerden muhakeme yoluyla ancak bir yere kadar… Bu konuda kesin yargılarda bulunanlar olsa da eksik açık bilgiler bizi hataya düşürebilir. Diğer yandan birçok değerli uzman, gözlem noktalarında bulunan birliklerimizin uzun süredir risklerle karşı karşıya kaldığını ve sınırlarımıza doğru yeni bir tertiplenmenin düşünülmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Bu görüşe katılıyorum. Çünkü bu, kurgusal ya da doğru, bir kısım açık bilgiler olmaksızın sadece haritaya bakılarak, gücümüzle orantılı bir şekilde düşünülebilecek makul bir yaklaşım olarak gözüküyor.

       Bu konunun detaylarını ele alan bir yazıya başladığım esnada, meydana gelen çığ faciası ve son uçak kazası; artık doğal olarak, ilgi ve dikkatimi yaşanan felaketler üzerine çekti. Deprem, İdlib, çığ ve uçak felaketlerinin peşi sıra gelmesi, netice itibarıyla olayların öncesi, esnası ve sonrasındaki olası insan hatalarını da gündeme getiriyor. İdlib’de şehitler vermemize neden olan ancak, belki de işin doğası gereği tüm veçheleriyle açık olmayan konunun dışındaki diğer olaylar; nispeten herkesin gözü önünde yaşandı. Panik, kargaşa, ihmal, suçlamalar birçok yönüyle ortalığa döküldü.

       Şimdi, olaylardaki yönetsel faaliyetlerin planlama, teşkilat, yürütme, koordinasyon ve kontrol mekanizmalarının hangisinde veya hangilerinde problem olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Her bir olayda sebep ve yaklaşım biçimleri farklı olsa da aslında bir kısım hataların ne olduğu, artık çok açık olarak gözüküyor. Bu durumda, sen ben ölçeğindeki kutupsal tartışmalar hiçbir yarar sağlamayacaktır. Ancak ortaya çıkan can ve mal kaybı ile zararlarımıza yönelik hesabın; elbette, bir kısım sorumlular tarafından da verilmesi gerekmektedir.

       Kaza ve bela her zaman olabilir. Ancak, yaşadığımız örneklerdeki her bir olaya ait risk yönetiminin bazı hata ve eksiklerini; özellikle, önümüzdeki dönemde karşılaşabileceğimiz olası senaryolar kapsamında bir ikaz olarak değerlendirmek zorundayız. Deprem sonrasındaki müdahale hızı ve müdahillik şekli diğerlerine göre kısmen daha iyiydi denilebilir. Fakat, öncesinde de çok şey yapılabilirdi. Görülen o ki; kurumların yönetim performanslarını üst düzeyde tutmak zorundayız. Çağdaş ve modern kurumsal yönetim anlayışının yanı sıra kurumlarımızda tecrübeli ve liyakatli kişilerin bulundurulmasını esas almalıyız. Kaynakların çarçur edilmediğinden emin olmak zorundayız. Elbette bu, rutin yaşamımız açısından bir gereklilik olduğu gibi bekamız açısından da son derece önemli bir konudur.

       Etrafımızı saran jeopolitik tuzaklar, daha fazla tedbir almayı gerektirmekte ve bir o kadar da dikkatli olmamızı bizlere dikte etmektedir.  İdlib’deki hadise sonrasında, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun ‘‘NATO müttefiki Türkiye'nin yanındayız’’ açıklaması; sanki, melon şapkalı, papyon kravatlı ve siyah fraklı bir sihirbazın illüzyon gösterisinin sonunda, ellerini açarak reverans yapmasını resmeder bir görüntü çizmektedir. Yaptırım tehditleri savuran ABD, bir anda yanımızda göründü. ABD ya da Rusya, ki fark etmiyor, farklı yerlerde karşımızda ve/veya yanımızdaymış gibi görülebiliyor. Ege, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki tehditlere yönelik bütünsel bir mantık aramaya çalışırken, kimi zaman her bir bölgeye ait münhasır durumlar karşısında, tarafımızdan farklı reaksiyonların verilmesi icap edebiliyor. Bu, ancak modern ve güçlü kurumların katkısıyla olabilir.

       Netice itibarıyla, Elazığ’daki depremle başlayan ve İstanbul’daki uçak kazasına kadar kısa süreli aralıklarla birbiri ardına uzanan felaketler serisinin sıcaklığı halen devam ediyor. Kurumsal bir kısım yönetim ve alt yapı eksiklerimiz, endişe boyutunda zafiyet alanlarına dönüşmeden, topyekûn yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Ancak, ihtiyacımız olan ilk şey, sakin olmak ve birbirimizi dinlemek. Kamuoyunun soru sorma serbestisi ve gücü, kurumlara mutlaka olumlu katkılar sağlayacaktır.

       Cümleten geçmiş olsun dileklerimi sunarken, şehit olan askerlerimize ve hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet ve ailelerine baş sağlığı, yaralılara ise acil şifalar diliyorum. Bu ve benzeri olayların, bir daha yaşanmaması dileğiyle…


Bu makale http://www.ngazete.com/sakin-olmaya-ihtiyacimiz-var-1300yy.htm adresinde yayınlanmıştır.