Seyir Defteri

Mavi Vatanı Anlamayanlar

18-05-2020

       Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Dr.Cihat Yaycı’nın, kurmay başkanlığı görevinden alınıp, Genelkurmay Başkanlığı emrine atamasının yapılması; çok farklı tepkileri beraberinde getirdi. Bu atama, artık bir amiralin tayininin ötesinde, farklı anlamlar kazanmaya başladı. Atamanın görünen gerekçeleri açık kaynaklarda aleni bir şekilde yazılıp çiziliyor. Ancak bu artık, ‘‘mücbir sebepler’’ ya da ‘’görülen lüzum üzerine’’ gibi sözlerle başlayan ifadeler kullanılıp, idarenin takdir hakkıdır denilip geçilebilecek bir durumun ötesinde bir hal almaya başladı. Elbette devlette her daim devamlılık esastır, bu ayrı bir konu. Bu nedenle konuyu kişiselleştirmeden, atamanın olası sonuçları üzerinde durmanın daha faydalı olabileceğini düşünüyorum. Çünkü Amiral Yaycı’nın üzerinden başlatılan tartışma, Türkiye’nin mukadderatını ilgilendiren bir konunun gündeme taşınmasına neden olmaya başladı. Bence esas tehlike burada. Belki de arzu edilen bu. Tartışmaya açılan konu: Mavi Vatan.

       Bu konudaki gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

       Amiral Yaycı, askeri mesleğinin yanında aynı zamanda bir akademisyen. Görevdeki bir amiralin, akademik de olsa, kitaplar yayımlaması; gözle görülür bir şekilde iki kesimi çok rahatsız etti. Yunanistan ve FETÖ’cü unsurlar. Kitaplarında Yunanistan’ı rahatsız eden tezleri ve FETÖ’cü unsurların Deniz Kuvvetlerinden ayıklanması sürecinde üstlendiği görevler, kendisini hedef yapan ana konulardı. Sonraları bu iki unsurun kesiştikleri konu: Libya ile yapılan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına yönelik mutabakat oldu. Amiral Yaycı, kitaplarında bu konuyu işliyordu. Bu mutabakatın bir benzerinin, Doğu Akdeniz’de kıyısı olan diğer ülkelerle de yapılması olasılığı; bu iki kesimi çileden çıkartmaya yetmişti.

       Oysa mutabakatın imza ve onayı, ilgili devlet ricali tarafından yapılmıştı. Bu sadece Amiral Yaycı’nın kitaplarında geçti diye yapılan bir işlem olmaması gerekir. Ancak Amiral Yaycı’nın, bulunduğu makam itibarıyla ve bilinen çalışmalarıyla, bu konularda ve mutabakatın hazırlanma sürecinde, mutlaka etkisi olmuştur diye tahmin ediyorum.

       Ancak şimdi, konu başka bir yöne doğru evrilmeye başladı. Bence esas mesele burada.

       Yurt içinde bir kısım köşelerde, Amiral Yaycı’nın ataması üzerinden bu defa ‘‘Mavi Vatan’’ haritasının temel dayanağı sorgulanmaya başlandı. Haritanın temel dayanağının Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmeleri ve devletler arasındaki Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmaları olduğu, ancak bizim bu anlaşmalara taraf olmadığımızdan hareketle; ‘‘Mavi Vatan’’ı nasıl ilan edebildiğimiz sorulmaktadır. Üstelik bu kavramın sadece kara sularımızla sınırlı kalabileceği, bunun dışındaki açık denizlerde hiçbir yetkimizin olmadığı görüşleri yer almaktadır. ‘‘Mavi Vatan’’ın korku ve endişe üzerine kurgulanmış olduğu söyleniyor. Kıbrıs güneyindeki parselleri taraf olmadığımız 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesine (BMDHS) göre belirlediğimiz, ancak buna gerek olmadığı ve zaten Kıbrıs’ta garantör olduğumuz iddia ediliyor. Anlaşılan artık; bilen bilmeyen herkesin kalem oynatmaya başlayacağı bir döneme giriyoruz.

       Hangi sebeple olursa olsun, yapılan bir atamanın sonrasındaki bu soru ve yorumları; gerçekten üzüntü verici ve manidar buluyorum. Başta da ifade ettim; bir atamayla, bakın iş nerelere varmaya başladı.

       Tabi, 1982 BMDHS tam olarak okumadan, özellikle denizciliği, tarihi, tanım ve kavramları anlamadan, bilmediğiniz sularda yüzmeye çalışırsanız; elbette böyle sorular sorarsınız.

       Öncelikle, sözleşmede taraf olmadığımız doğru olsa da itirazcı pozisyonumuzu hatırlatmak isterim. Bizden başka taraf olmayan ülkeler de mevcut. Ama hiçbiri, bu sözleşmede taraf değilim diyerek haklarından vazgeçmiyor. Örnek mi arıyorsunuz? ABD ve İsrail… İsrail kendi parsellerini neye göre ilan etti acaba?

       Üstelik, 1982 BMDHS’nin yeni kavram ve kurallara ilişkin hükümlerinin, çıkarları özel olarak etkilenmiş devletler de dâhil olmak üzere temsil edici bir çoğunluk tarafından kabul edilmesi veya benimsenmesi ve bu yoldan gelecek bir örf ve âdet kuralının doğumunda etkili olması düşünülebilirse de bu hükümlerin, bunları kabul etmeyen ve bu gelişmeler karşısında tutumunu saklı tutmuş olan devletlere karşı ileri sürülmesinin olanaksız olduğu da uluslararası hukuk çevrelerinde kabul görmüş bir husustur.

       Buradaki temel sorunu kısaca özetleyip, konuyu kapatmak istiyorum. Türkiye’nin bir denizcileşme sorunu var. Kamuoyunun daha fazla bilgilendirilmesi gerekiyor. Bu konudaki bir yazımda; bu meselelerin, sadece bir kısım entelektüeller arasında tartışılır bir halden çıkarılması gerektiğini ve konuları tabana yayacak tedbirlere ihtiyaç duyulduğunu ifade etmiştim. Bazı mesleki büyüklerimizin ve meslektaşlarımızın bu konularda güzel girişimleri var. Çeşitli platform ve çevrelerde konferanslar verenler, bu konunun okulların müfredatına girmesi için gayret gösterenler, kitap çıkaranlar, yazı yazanlar, televizyon programı yapanlar… Demek ki hala yeterli değil. Ne yapalım?

       Anlamak istemeyenlere yapacak bir şeyimiz olamaz.

       Ancak kamuoyunun, sessiz, vakur ve büyük bir çoğunluğunun meselelerin farkında olduğunu düşünüyorum.

       Netice itibarıyla; bugün Amiral Yaycı üzerinden yapılan çıkarsamaların, bu kapsamda daha üzücü boyutlara ulaşmamasını diliyorum. Üstelik bir kurmay başkanın, bu şekilde apar topar tayin edilme görüntüsü, sivil ya da asker her başarılı bürokratın olumsuz yönde etkilenmesine sebebiyet verebilir. Elbette takdir hakkı idarenindir. Ancak, FETÖ belası halen tam olarak atlatılabilmiş değildir. Devletin farkındalığı olan bir tehdit karşısında, atamalarda da bunların etki etmiş olabileceği endişesinin ortadan kaldırılması gerekir. FETÖ unsurlarının daha önce de çok kıymetli bir kısım TSK personeline zararlar verdiğini unutmayalım.

       Diğer yandan, her ülkenin kaynak aradığı bir ortamda; Mavi Vatanı ütopik bir yaklaşım olarak görenler, meseleyi anlamamış olanlardır. Atama üzerinden yapılan bu yorum ve yaklaşımlar hiç uygun değil. Görülüyor ki denizciliğimiz ve denizdeki menfaatlerimizin farkındalığı kapsamında; daha yapılacak çok işimiz var.

       Rüzgarımız bol, pruvamız neta olsun.

 

Kaynaklar:

Kozanhan, Murat Kağan, Dr.Öğr.Üyesi Dz.Alb., ‘‘Deniz Hukukunun Gelişimi ve Devletin Açık Denizlerdeki Egemen Hakları’’, Mavi Vatan, Mavi Vatan’dan Açık Denizlere, Yıl:1 Sayı:3, sayfa 11, Milli Savunma Üniversitesi,  Deniz Harp Enstitüsü, Kasım 2019, İstanbul, https://msu.edu.tr/mavivatandanacikdenizleredergisi/mavivatan_3_1.pdf  (18 Mayıs 2020)

‘‘Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’’, BM Enformasyon Merkezi UNIC, Ankara, https://denizmevzuat.uab.gov.tr/uploads/pages/uluslararasi-sozlesmeler/denizhukuku.pdf  (18 Mayıs 2020)

Kırıkkanat, Alp, ‘‘Türkiye’nin Denizcileşmesi’’, 7Deniz, 21 Mayıs 2018, https://www.7deniz.net/yazar-turkiye-nin-denizcilesmesi-71.html  (18 Mayıs 2020)


Bu makale http://www.ngazete.com/mavi-vatani-anlamayanlar-1636yy.htm adresinde yayınlanmıştır.