Seyir Defteri

Doğu Akdeniz’deki Durum

09-08-2020

       Bir önceki yazımda, Almanya’nın araya girmesiyle, Oruç Reis gemisinin Meis Adasının güneyine gönderilmeyişinin bizim açımızdan mahzurları üzerinde durmuştum. Yunanistan’ın müflis ve kaybetmeye mahkûm bir oyuncu olduğunu, Batı’nın kendisine avantaj sağlayacak durumda olmadığını, oyaladıklarını ve bu oyalamanın da kendileri tarafından bilindiğini ifade etmiştim. Son iki yıldır Yunan ve Rum basınını takip etmemin sonucunda şahsi çıkarsamam bu yöndeydi. Bu hususu, önceki birçok yazımda da belirtmiştim. İki gün önce ise, Yunanistan ve Mısır’ın münhasır ekonomik bölge anlaşması imzaladıkları açık kaynaklarda yer aldı. Ancak anlaşmanın detayları henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.

       Peki, madem Yunan müflis ve kaybetmeye mahkumdu; bu anlaşma neyin nesi diye sorabilirsiniz. Beyhude çabalar olduğunu görmek için uzman olmaya gerek yok derim. Yeter ki biz hata yapmayalım. Kendi ana karasıyla ilgili bir hakkın kullanımını, adaları öne sürerek istismar etmesi ve bu şekliyle bir durum üstünlüğü elde etmeye çalışması gerçeklerle uyuşmuyor. Nasıl bir ruh halidir ve ne bekliyorlar bu yaptıklarından, anlamak mümkün değil. Diğer yandan, tabi kendi problemleri ama, karasuları ve yakın çevresinde bile içinde yer aldıkları uluslararası hidrokarbon konsorsiyumlarındaki işletme paylarını incelerseniz, bu payların çoğunlukla yüzde 15 ile 50 arasında olduğunu görürsünüz. Kaldı ki sözde anlaşmayla güya sahiplendiği ancak kendisine ait olmayan bu kadar geniş bir deniz yetki alanını kontrol edebilecek güçte ve yetenekte de değil. Bunu diğerleri de biliyor. Yaptıkları, denklemi zorlaştırmak ve dengeleri bozmak.

       Diğer yandan geçen yazımda, ABD ve AB’nin kendi çelişkileri ve bazı ayrışma noktaları üzerinde durmuştum. Savunmasını kısmen ABD’ye bağlamış görünen Yunanistan’ın; ondan bağımsız, sadece AB Konseyi Dönem Başkanlığını yürüten Almanya’yla hareket edebileceğini düşünmek de bizi doğru neticeye götürmeyecektir. Küresel çelişki ve ayrışmalar, Yunanistan, Mısır ve İsrail gibi ülkeleri rahatsız ederken; Batılı bir kısım güçlerin, kendini aktör zannedenler üzerinden geliştirdikleri bazı faaliyet ve projeleri de yakından takip etmek gerekiyor. Bu, bize bir bütünü görmemizde yardımcı olabilir diye düşünüyorum. Yine biraz farklı yerlerden bakalım.

       Temmuz ayı sonunda açık kaynaklara düşen bir haber, kamuoyunda pek dikkat çekmedi. Amerikan enerji şirketi Chevron’un, Noble Energy’e ait Ekvator Ginesi’ndeki gaz projesi ile Mısır sahillerindeki iki büyük keşif bölgesini ve İsrail açıklarındaki Tamar ve Leviathan açık deniz gaz projelerini satın aldığı ilan edildi. Anlaşma, açık kaynaklarda, petrol sektörünü sarsacak bir satın alma olarak duyuruldu. Oysa hesaba kitaba girildiğinde, Chevron’un buralardan elde edeceği çok fazla bir gelir olmadığını söyleyenler de var. Diğer yandan, Mısır Petrol Bakanı Tarık El Molla’nın, Chevron-Mısır’ın eski başkanı olduğunu da unutmayalım.

       Yine temmuz ayı sonunda, NAVTEX olayının hemen ardından, ABD’deki JINSA (The Jewish Institute for National Security of America) isimli bir Yahudi düşünce kuruluşu ilginç bir rapor yayımladı.  ‘‘Reshaped After the Pandemic: Turkish Aggression in the Eastern Mediterranean-Pandemi Sonrası Yeni Şekillenme: Doğu Akdeniz’deki Türk Saldırganlığı’’ başlıklı raporda, korona salgını nedeniyle; Kıbrıs adası çevresindeki yabancı ülke şirketlerinin faaliyetlerini 2022’ye erteledikleri ve sermaye harcamalarını da düşürdükleri belirtiliyor. İsrail’in ise, enerji sektöründe salgın nedeniyle yeni zorluklarla karşı karşıya olduğu, iç tüketim ve ihracat için doğal gaz geliştirmeyi taahhüt etmesine rağmen, ekonomisinin darda bulunduğu ifade ediliyor.

       O takdirde, Chevron’un bu hamlesi; zorda olan şirketlerden birinin hisselerinin satın alınmasıyla, yaratılmaya çalışılan bu düzenin devamına yardımcı olacak bir katkı olarak düşünülebilir mi? İsrail ve Yahudi lobisinin etkisiyle, şimdilik bu sağlanmış gibi gözüküyor. Ancak bu katkının, yeterli olabileceğini düşünmüyorum.

       Kıbrıs Rum çevrelerinde ise, Chevron’un güneydeki bu atağını kuzeye doğru sözde kendi sahaları için de bekledikleri yönünde ve bu anlamda sabır tavsiye eden yazılar çıkmaya başladı.  

       Aynı raporda, Kıbrıs adası çevresindeki şirketlerin faaliyetlerini geçici de olsa askıya almaları durumunda; bunun, Türkiye için önemli bir avantaj sağlayacağı konu ediliyor. ABD’nin bu bölgede donanma gücünü artırması ve Yunanistan’la daha sıkı bir savunma iş birliği içine girmesi öneriliyor. En ilginci de ABD’nin Doğu Akdeniz için özel bir temsilci ataması gerekliliğinden bahsediliyor.

       Raporda, Türkiye’nin Batı’nın kendi çelişkilerini ve mevcut dengeleri kullanarak agresif bir tavır gösterdiği iddiası var. Demek ki birileri, mümkünse, bize karşı her yönden yeknesak bir tavır oluşturma peşinde. Rapor böyle…

       Rahatsız edici olduğu düşünülen çelişki ve dengeler, kendileri açısından sadece Doğu Akdeniz’le ilgili değil. İşin bir de Suriye boyutu var. Delta Crescent Energy isimli diğer bir Amerikan enerji şirketi, Suriye’de PKK/PYD terör örgütü bağlısı SDG ile petrol üretimi konusunda bir anlaşmaya vardı. Bu sözde anlaşmayla birlikte ABD’nin; Suriye’de Haseki’nin güneyindeki El Şeddadi kasabasındaki askeri üs genişletme çalışmalarında sona gelindiği bildirildi. Bu da bizi geren ancak, İsrail’i rahatlatan ve ümitlendiren bir faktör. Karada ve denizde Amerikan şirketlerinin ağırlığı artıyor sanki.

       Diğer yandan Beyrut limanında yedi yıldır beklediği söylenen 2750 ton amonyum nitrat, çıkan bir yangının neticesinde bir anda patladı. Deniz yetki alanı anlaşması yapmayı düşündüğümüz bir ülkedeki bu denli yoğun bir patlama; akıllara birçok soruları da getiriyor. İlk ziyaret Fransız Cumhurbaşkanı Macron tarafından yapıldı. Patlamanın uydu görüntülerini istedi. İngiltere ise, Lübnan hükümetinin talebi üzerine, Limasol'da bulunan HMS Enterprise isimli yardımcı sınıf bir gemisini Beyrut'a gönderme hazırlığı yapıyor. Geminin 5 milyon poundluk yardım ile sivil ve askeri desteği taşıyacağı söyleniyor. Beyrut’un altyapısına yardımcı olacaklarmış. Şartlar pek benzemese de Beyrut özelinde, sanki 1861’de Osmanlı’ya kabul ettirilen ‘‘Lübnan Nizamnamesi’’ öncesi dönemi yaşıyoruz. O gün yürütme bizdeydi. Bugün ise Hizbullah’ın desteklediği yeni bir hükümet var. Bu durum, İsrail için bir baş ağrısı. Batılı yardımlar Hizbullah ve reform şartlarına bağlansa da Lübnan, Fransa için birinci elden videoband istenecek kadar yakınlıkta sanki. Buradaki ayrışmaları çözmek ise zor gözüküyor.

       Doğu Akdeniz’in doğusu ve güneyinde bunlar olurken; batısında, görünürde Almanya’nın desteğiyle Girit’ten Mısır’a, tabiri caizse, tapu kadastro geçirmeye çalışıyorlar. İşimiz zor. Ancak, bu şekliyle onların da işleri zor. Neden mi? Orta Doğu sükûn bulmadan; yetersiz oyuncularla Doğu Akdeniz’e batıdan yapılan suni ve hukuki temelden yoksun böyle bir müdahale, sonuçsuz kalabilir diye düşünüyorum. Üstelik doğuda ABD’nin hesapları farklılaşabilir.

       Bu nedenle birileri, Kasım seçimlerinden önce pozisyon alıp; Amerikan sermayesi, lobi raporları ve oldubittiler üzerinden dengeleri bozmak istiyor. Bu, seçim öncesi ABD yönetiminin ve bazı Batılı ülkelerin de şimdilik işine yarıyor olabilir. Nitekim Yunan ve Mısır heyetleri görüşürken, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun telefonlarının imza sürecini hızlandırdığı ifade ediliyor. Ancak bu tip girişimler, çatışma riskini yükseltiyor. Riskin artması, Yunanistan, Mısır ve İsrail’in ABD ve AB’den beklentilerini daha fazla yükseltiyor ve bu anlamda kamuoyu da yaratıyor. Bu noktada, İsrail’in özel bir ağırlığı olabileceğini düşünüyorum.

       Yunanistan’ın eski Savunma Bakanı Evangelos Apostolakis’in: ‘‘…Mevcut jeopolitik ve ekonomik dengeler teraziye konulduğunda Avrupalılar, Türkleri tercih eder…ABD, Türkiye ile ilişkilerini korumak ve bu ülkeyi Batı tarafına doğru çekmek için çok büyük çabalar sarf etmektedir. Avrupa (Türkiye ile) çatışmamaya çalışıyor...’’ şeklindeki beyanatını da bu kapsamda ele almak gerekiyor. Bütün mesele, Apostolakis’in genel hatlarıyla çizdiği bu resmi bozmak.

       Ancak, oyunun temposu yükseldi. Karşımızdaki uluslararası ağ, gitgide farklı şekiller alıyor. Bu mesele uzun sürecek. Buna alışmalıyız. Fakat cephe genişliyor ve bu süreci tersine çevirecek diplomatik ataklara ihtiyacımız var. Libya ve Suriye’deki durumumuz, Doğu Akdeniz’e farklı yansıyabiliyor. Mısır’ı olası bir partner olarak elimizden kaçırmamız iyi olmadı. Lübnan kendi derdinde. İsrail’deki hükümet ve dışarıdaki lobiler, ilişki kurmayı zorlaştırıyor. Suriye’yle normalleşmenin zamanı geldi. Ancak geç kaldıkça; karşımızdaki bloğun kemikleşme ve kabul görürlük ihtimali artıyor. Temaslarda ısrarlı olunmalı. Olmuyorsa, sonrasında karşımıza çıkacak ihtimallere hazır olacak şekilde münhasır ekonomik bölgemizi ilan etmeliyiz.

       Diğer yandan iç ve dış siyasette yaptığımız bazı önemli hatalardan dersler çıkarmalıyız. Bunlarla lüzumsuz sıkıntılara giriyoruz. Üzerimize çok yük bindi. Gücümüzü bilerek, denge ve açıkları çok yakından takip edersek, karlı çıkabiliriz.

 

Kaynaklar:

Kırıkkanat, Alp, ‘‘Bir NAVTEX’in Düşündürdükleri’’, Alp Kırıkkanat Seyir Defteri, 31 Temmuz 2020, http://www.alpkirikkanat.com/makale-detay/93/bir-navtex-in-dusundurdukleri  (04 Ağustos 2020)

‘‘Chevron Corporation, Noble Energy'yi Satın Aldı Kaynak: Chevron Corporation, Noble Energy'yi Satın Aldı’’, Vira Haber, 21 Temmuz 2020, https://www.virahaber.com/chevroncorporationnoble-energyyi-satin-aldi-57756h.htm  (05 Ağustos 2020)

Ellinas, Charles, Dr., ‘‘Noble Energy’s buyout: what it means for Cyprus’ gas’’, Cyprus Mail, 26 Temmuz 2020, https://cyprus-mail.com/2020/07/26/noble-energys-buyout-what-it-means-for-cyprus-gas/  (05 Ağustos 2020)

‘‘Son dakika... İşte terör örgütü YPG ile anlaşan ABD'li şirket! Arkasında kimler var?’’, Milliyet Gazetesi, 05 Ağustos 2020, https://www.milliyet.com.tr/gundem/son-dakika-iste-teror-orgutu-ypg-ile-anlasan-abdli-sirket-arkasinda-kimler-var-6275140  (06 Ağustos 2020)

‘‘Reshaped After the Pandemic: Turkish Aggression in the Eastern Mediterranean’’, JINSA- The Jewish Institute for National Security of America, Temmuz 2020, https://jinsa.org/wp-content/uploads/2020/07/Reshaped-After-the-Pandemic-Turkish-Aggression-in-the-Eastern-Mediterranean.pdf  (08nAğustos 2020)

‘‘Lübnan Beyrut Limanı patlaması neden oldu? Beyrut patlaması nerede gerçekleşti?’’, CNN Türk, 05 Ağustos 2020, https://www.cnnturk.com/video/dunya/beyrut-limani-patlamasi-neden-oldu-beyrut-tam-olarak-nerede  (06 Ağustos 2020)

‘‘Macron'dan Beyrut'taki patlamayla ilgili flaş açıklama’’, Milliyet Gazetesi, 07 Ağustos 2020, https://www.milliyet.com.tr/dunya/macrondan-beyruttaki-patlamayla-ilgili-flas-aciklama-6276525  (08 Ağustos 2020)

‘‘HMS Enterprise to deploy to Port of Beirut as Defence Secretary sets out package of support to Lebanon’’, Government UK, 06 Ağustos 2020, https://www.gov.uk/government/news/hms-enterprise-to-deploy-to-port-of-beirut-as-defence-secretary-sets-out-package-of-support-to-lebanon  (08 Ağustos 2020)

‘‘Lübnan'da yeni hükümet kuruldu’’, CNN Türk, 22 Ocak 2020, https://www.cnnturk.com/dunya/lubnanda-yeni-hukumet-kuruldu210120  (08 Ağustos 2020)

Karataş, Zeynep, ‘‘Patlama Lübnan siyasetinde bir milat olabilir’’, Anadolu Ajansı, 06 Ağustos 2020, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/patlama-lubnan-siyasetinde-bir-milat-olabilir/1933518  (08 Ağustos 2020)

Durul, Tevfik, ‘‘Yunanistan'ın eski Savunma Bakanı Apostolakis: Erdoğan'ın kıstırılmış veya güçsüz olduğunu düşünmek yanlıştır’’, Anadolu Ajansı, 02 Ağustos 2020, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/yunanistanin-eski-savunma-bakani-apostolakis-erdoganin-kistirilmis-veya-gucsuz-oldugunu-dusunmek-yanlistir/1929679  (04 Ağustos 2020)


Bu makale http://www.ngazete.com/dogu-akdenizdeki-durum-1902yy.htm adresinde yayınlanmıştır.